Blog nedir? . . . Kendi blogunu oluştur ;)
info |

odaknoktasi.bloggum.com

Yazılar

SoHbEt_MeKaNı


Get your own Chat Box! Go Large!

FELSEFE

Felsefenin konuları [değiştir]

Filozoflar genellikle varoluş veya varlık, ahlak veya iyilik, bilgi, gerçek ve güzellik konularıyla ilgilenmişlerdir. Tarihsel olarak birçok filozof dini inançlara veya bilime de eğilmiştir. Filozoflar genellikle bilimin dışında kalan bu kavramlarla ilgili kritik sorular sorarlar. Felsefe nedir sorusunun cevabının aranması da bir felsefi uğraştır. Filozoflar genellikle şu soruların cevaplarını ararlar:

  • Gerçek nedir? Bir ifadeyi nasıl veya niye doğru veya yanlış olarak tanımlarız? Nasıl karar veririz?
  • Bilgi mümkün müdür Bildiğimizi nasıl biliriz? Doğru bilginin kökeni ve sınırları ?
  • Ahlaken doğru veya yanlış hareketler (veya değerler, veya kurumlar) arasında bir fark var mıdır? Hangi hareketler doğrudur, hangileri yanlıştır? Değerler mutlak mı, izafi midir? Yani nasıl yaşamak gerekir? Ahlakın kaynağı nedir ?
  • Gerçeklik nedir ve neler gerçek olarak nitelendirilebilir? Gerçek olan şeylerin doğası nedir? Bazı şeyler algımızdan bağımsız olarak var olabilir mi? Zaman ve mekanın doğası nedir? Düşünme ve düşüncenin doğası nedir? Birey olmak ne demektir?
  • Güzel nedir? Güzel şeylerin farkı nedir? Sanat nedir?
  • Din kavramının kökeni nedir ? Tanrı insanların korkularından kaynaklanan bir varsayım mıdır ? Tanrı var mıdır ?

Antik Yunan felsefesinde, yukarıdaki beş soru sırasıyla, analitik veya mantıksal, epistemoloji, etik, metafizik ve estetik olarak adlandırılırdı. Bunların dışında da konular vardı ve bu tanımlamaları ilk kez kullanan Aristo aynı zamanda politika, modern fizik, jeoloji, biyoloji, meteoroloji ve astronomi'yi de felsefenin konuları arasına almıştır. Yunanlılar Sokrates'in etkisiyle bir Analiz geleneği geliştirmişler ve konuyu daha iyi anlamak için parçalarına ayırmışlardır.

Diğer gelenekler bu tip tanımlalar kullanmamış veya aynı temaları ön plana çıkartmamıştır. Hint felsefesi Batı felsefesi ile benzerlikler taşısa da, binlerce yıldır felsefe ile ilgilenmiş olsalarda Japonca, Korece ve Çince'de felsefe kelimesi 19.yy'a kadar yoktu. Özellikle Çinli filozofların Yunanlılara göre farklı bir sınıflandırması vardı. Tanımlamaları da genel özelliklere değil çoğunlukla metaforikti ve aynı anda birkaç konuya ilintiliydi [1]. Ancak batı felsefesinde de konular arasında kesin sınırlar yoktur ve 19.yy'a kadar batı filozoflarının çalışamalarında konusal bir ayrım yapılmamıştır. Gerçek felsefe Rönesans sonrası Alman İdealizmi sonrasında doruk noktasına ulaşmıştır.

Amaç ve yöntem [değiştir]

Felsefi düşünce insanın evreni içinde kendi varlığını merak etmesiyle ve bu konuda sorular sormasıyla başlar. Felsefe için merak etmek ve soru sormak yeterli değildir. Sorulara sistemli bir açıklama getirmek de önemlidir. Aynı zamanda getirilecek olan açıklamanın sistemli veya sistemsiz olması gerektiği de felsefenin bir sorusudur. Felsefi düşünüş sıradan düşünüşten tamamen farklıdır onun ayırt edici özelliği kavramsal ve soyut olma çabasıdır. Felsefi düşüncenin yöntemleri insana hemen her konuda akıl yürütebilmesi için gerekli temelleri sağlar. Felsefe eleştirel bir düşünüş biçimidir. Felsefi düşünce önceden kazanılmış bilgiler üzerine bir düşüncedir.

Felsefe diğer disiplenlerden sorgulama yöntemiyle ayrılır. Filozoflar, ilginç, harika veya şaşırtıcı buldukları bir konudaki şüpheleriyle ilgili anlaşılır örnekler verebilmek için, genellikle sorularını problemler veya bilmeceler olarak çerçevelendirirler. Bu sorular genellikle bir inanca ait varsayımlarla veya insanların karar vermek için kullandıkları yöntemlerle ilgilidir.

Filozoflar problemleri mantıksal bir şekilde ortaya koyarlar. Tarihsel olarak geleneksek mantıkın kıyaslarını, Frege ve Russell'dan itibaren de sembolik mantık kullanır ve daha sonra kritik okuma ve fikir yürütmelerle bir sonuca doğru ilerlerler. Sokrat gibi, tartışmayla, veya diğerlerinin ileri sürdükleri fikirlere cevap vererek, veya dikkatli kişisel düşünmeyle cevap ararlar. Filozoflar bu yöntemlerin birbirine göre üstünlükleirini tartışa gelmişler, örneğin felsefi "çözümlerin" nesnel, kesin yani gerçeklik hakkında bilgi veren mi; yoksa konuştuğumuz dilin mantığına açıklık kazandıran veya hatta kişisel terapi mi olduğunu sorgulamışlardır.

Dil filozofun en önemli aracıdır. Analitik felsefede felsefi yöntemle ilgili tartışmalar felsefe ve dille ilgiliydi. Kıta Avrupa'sı felsefesinde de benzer kaygılar vardır. Meta-felsefe, yani felsefenin felsefesi, felsefi problemlerin, felsefi çözümlerin ve problemden çözüme gidişteki yöntemlerin doğasını araştırır. Bu tartışmalar aynı zamanda dil ve yorum üzerine yapılan tartışmalarla da ilgilidir.Yani felsefe düşünce ve mantık bilimi olup her şey hakkında birçok şey bilme sanatıdır.

Felsefe Gelenekleri [değiştir]

Bir çok toplum felsefî sorunları araştırmış ve bir felsefe geleneği yaratmıştır. Avrupa-Amerikan akademik çevrelerinde "felsefe" terimi genellikle sadece Batı Avrupa medeniyetinin oluşturduğu felsefe geleneği olan Batı Felsefesi yerine kullanılır. Bunun coğrafi olarak karşısında yer alan Doğu Felsefesi çok farklı bir yapıya sahiptir.

Doğu ve Orta Doğu felsefe gelenekleri Batı filozoflarını etkilemişlerdir. Rus, Yahudi, İslam ve yakın zamanda Latin Amerika felsefe gelenekleri Batı felsefesine katkı sağlamış ve ondan ayrı olarak varlıklarını sürdürmüşlerdir.

Batı akademik filozoflarını iki geleneğe ayırmak mümkündür. "Batı felsefesi" tanımı geçen yüzyıl içinde sıklıkla bu iki gelenekten birinden diğerine doğru ağırlık kazanmıştır. İnsanlığın geleceği için karamsar sonuçlara ulaşma eğilimindedir.

Felsefenin Disiplinleri(konu veya kategori felsefede disiplin ismini alır) [değiştir]

Felsefe Akımları [değiştir]

Kelimenin Diğer Kullanımları [değiştir]

Bir bilim dalı veya bir bilim disiplini olmamasına rağmen "düşün" ve "bilim" sözcüklerinin birleştirilmesiyle Türkçeleştirilmeye çalışılmış olan "felsefe" sözcüğünün birinci anlamı dışındaki anlamlarıyla ilgili olarak aşağıdakiler gösterilebilir:

  • Bir filozofun, bir felsefe okulunun, bir çağın öğretisi anlamında da kullanılır. Ör: Aristo felsefesi
  • Bir bilimin veya bilgi alanının temelini oluşturan ilkeler bütünü anlamında kullanılır. Ör: Matematik felsefesi
  • Bir trajediye felsefi yaklaşmak, duygusal reaksiyonlar yerine, entellektüel bir mesafeden bakmak anlamına gelebilir. Bu tanım Sokrates'la ilgili bir örnekten kaynaklanmaktadır. Sokrat baldıran zehrini içmeden önce sakin bir şekilde takipcileriyle ruhun doğasını tartışmıştır.
  • Halk arasındaki kullanımıyla felsefe edinilmiş bilgi, veya bir insanın hayat görüşü veya bir şeye erişmenin arkasındaki yöntem veya prensipler olarak da kullanılmaktadır. Buna aynı zamanda dünya görüşü de denilir.
  • Bir konuda soyut düşünmek anlamına gelir. Ör: "Uzun felsefelerden sonra Mediha'yı benden çok sevdiğini anlatıyor." H.E. Adıvar

TÜRKİYE'DE SANAYİ

 TÜRKİYE’DE SANAYİ

 Sanayi ile ilgili terimler :

Sanayi : Hammaddeyi işleyerek kullanılmaya hazır hale getirilmesini sağlayan araçlar topluluğudur.

Hammadde : Sanayileşme için temel koşullardan biridir. Makinelerde mamul maddeye dönüşebilen işlenmemiş maddelerdir. Bu maddeler bitkisel ( pamuk , buğday .....vb) , hayvansal ( süt , et , yün  .....vb ) ve madensel ( demir , bakır , krom .....vb ) kökenli olabilir.

Sanayi ürünü : Fabrikalarda işlenerek kullanılan maddelerdir.

Endüstri : Sanayi ile yakın anlamlıdır. Sanayiye göre daha geniş kapsamlı olup mal ve hizmet üreten tesisler topluluğu  anlamına gelmektedir. Örneğin Kimya endüstrisi , turizm endüstrisi gibi.

      

  BİR YERDE SANAYİNİN KURULMASI İÇİN GEREKLİ ŞARTLAR :

    Dünya üzerinde her yerde sanayi tesisleri kurmak mümkün değildir. Bir yerde sanayi tesisi kurulabilmesi için gerekli belli başlı şartlar şunlardır :

a) Sermaye :

     Sanayi tesisinin kurulabilmesi için en önemli koşuldur. Diğer koşullar elverişli olsa bile eğer gerekli miktarda sermayeniz yoksa o fabrikayı açmanın mümkün olmaz . Türkiye’de   sanayinin gelişmemesinde ne önemli etken sermaye yetersizliğidir.

 b) Hammadde :

     Sanayi hammaddeyi işleyerek çeşitli ürünler haline getirmektedir. Sanayi hammaddeye bağımlı olduğundan  bazı sanayi tesislerinin dağılımı hammadde kaynaklarının yakın  olan yerlere açılmaktadır. Örneğin un ve makarna fabrikaları buğday üretilen yerlerde, zeytin yağı ve ayçiçeği yağı fabrikaları  zeytin ve ayçiçek üretiminin fazla olduğu yerlerde açılmaktadır.

Hammadde kolay taşınabilecek özellikte ise tüketim alanları dikkate alınmaktadır.Bu nedenle bir çok fabrika büyük şehirlerin çevresinde toplanmıştır.

 c) Enerji :

     Fabrikalardaki makinelerin çalışabilmesi için enerjiye gereksinim duyulmaktadır.Sanayileşmiş ülkelerde veya bölgelerde enerji tüketimi fazladır. Ülkemizde enerji  üretiminin en fazla olduğu bölge Doğu Anadolu , enerji tüketiminin en fazla olduğu bölge ise Marmara’dır.

 d) İşgücü :

     Sanayi tesislerinin kurulup çalışabilmesi için işçiye ve teknik elemana ihtiyaç vardır. Ülkemizde genç nüfus sayısının fazla olmasından dolayı işgücü fazlalığı vardır. Ancak ülkemizde kalifiye eleman adı verilen nitelikli eğitimli teknik eleman sıkıntısı yaşanmaktadır.

 e) Ulaşım :

     Ulaşım koşulları hammaddenin ve sanayi ürünlerinin taşınmasında kolaylık sağlar . Ulaşım imkanlarının geliştirilmesi yaygınlaştırılması sanayinin gelişmesinde önemli bir etkendir. Günümüzde Türkiye’de ve dünyada sanayi tesislerinin dağılımına bakıldığı zaman ilk dikkat çeken şey ulaşımın kolay olduğu yerlerde sanayinin gelişmiş olduğudur.

 f) Pazarlama :

     Sanayi ürünlerinin kolay pazarlanması sanayinin gelişmesinde önemli bir etkendir. Üretilen bir ürünün pazarlama imkanı olması o sanayinin gelişmesi beklenemez .Üretim ve tüketim yerlerinin yakın olması maliyeti düşürür.

 TÜRKİYE’DE BAŞLICA SANAYİ KOLLARI VE COĞRAFİ DAĞILIMI

 1. BESİN SANAYİSİ :

     Hammaddesi tarıma dayalı olan ürünlerdir. Ülkemizde en fazla gelişme gösteren sanayi çeşitlerinden biridir. Ülkemizde bölgeler arasında görülen iklim tiplerinin farklığı ve bu durumun yol açtığı tarım ürünlerinde yaşanan çeşitlilik fabrika çeşidinin de farklı olmasına yol açmıştır. Ülkemizde bulunan belli başlı besin sanayiine ait tesisler şunlardır ;

      

a)      Un ve unlu mamüller : İç Anadolu başta olmak üzere hemen her bölgemizde bulunmaktadır. Un , makarna , irmik ve şehriye fabrikaları gibi tesislerdir. Konya , Eskişehir, Balıkesir, Ankara , Erzurum Kayseri , Gaziantep .......... vb

b)      Şeker Fabrikaları : Hammaddesi şekerpancardır. Şekerpancarı tarladan toplandıktan sonra kısa sürede bozulmaktadır. Bu nedenle şeker fabrikları şekerpancarı üreten yerlere yakın bir yerde kurulmuştur. Konya,Erzurum,Eskişehir, Uşak .........vb

c)      Zeytinyağı fabrikası : Zeytin üretiminin fazla olduğu yerlerde kurulmaktadır. Ege bölgesinde Edremit, Ayvalık İzmir, Muğla ve Aydın’da , Marmara bölgesinde Gemlik , Çanakkale, İznik ve Balıkesir’de , Akdeniz bölgesinde Adana , Antakya, Kilis’te , Güneydoğu Anadolu bölgesinde Gaziantep ve çevresinde yoğunlaşmıştır.

d)      Ayçiçek yağı fabrikası :Marmara bölgesinin Trakya kesiminde Edirne ve Tekirdağ çevresinde yoğunlaşmıştır.

e)      Konserve fabrikaları : Balık konservesi Çanakkale’de , Sebze ve meyve konservesi ise İstanbul,Bursa,Balıkesir ve İzmir gibi illerde yoğunluk göstermektedir. Ülkemizde konserve sanayisi uzun yıllar istenilen düzeye ulaşmamıştır. Bu durumun  belli başlı nedenleri ise , ülkemizde her mevsim taze sebze ve meyvenin bulunabilmesi , evlerde konserve üretiminin yapılması ve konservenin pahalı olması gibi etkenler rol oynamıştır. Ancak son yılarda kentleşme olgusunun artması konserve üretiminin ve tüketiminin artmasına neden olmuştur.

f)        Hayvan ürünleri sanayisi :Özellikle büyükbaş hayvancılığın yaygın olduğu yerlerde yaygınlaşmıştır. Et kombinaları,yoğurt ve peynir fabrikaları bu guruba girmektedir. Trabzon, Erzurum, Van, Kars,Edirne .......... vb

g)      Çay fabrikaları : Tarım alanları ile fabrikalar iç içe geçmiştir. Nedeni Çay toplandıktan sonra kısa sürede bozulmaktadır. Çay fabrikaları Rize ve çevresinde yoğunlaşmıştır.

 2. ALKOLLÜ İÇKİ VE TÜTÜN SANAYİSİ:

     Tütün sigara sanayisinin hammaddesidir. Sigara  önceleri sadece devlete ait fabrikalarda üretilmekte iken günümüzde özel sektöre de izin verilmiştir. Başlıca fabrikalar : İstanbul , İzmir , Samsun , Malatya , Adana  ve Tokat’ta yer almaktadır.

     İçki  üretimi de sigara gibi önceleri devlete ait fabrikalarda yapılmakta iken son yıllarda özel sektöre de izin verilmiştir. Bira ; arpanın mayalandırılmasından yapılmaktadır. Belli başlı fabrikalar Ankara , İstanbul , Yozgat ve İzmir de bulunmaktadır. Rakı : Kuru üzümün damıtılmasından yapılmaktadır. Rakıya kokusunu veren madde ise anasondur. Belli başlı fabrikalar  , İzmir , Diyarbakır , ve Tekirdağ’dadır. Şarap : yaş üzümünün mayalandırılmasından yapılmaktadır.İzmir , Tekirdağ, Çanakkale , Kayseri , Kırşehir ve Nevşehir gibi illerde bulunmaktadır.

 3. DOKUMA SANAYİSİ :

     Türkiye’de en eski ve en fazla gelişme gösteren sanayi dalıdır. İşyeri ve  çalışan işçi bakımından diğer sanayi kolları arasında ilk sırada yer almaktadır.

Keten dokuma : Kastamonu Taşköprü’de

Pamuklu dokuma : Bursa , İstanbul , İzmir , Adana , Antalya , Nazillli ( Aydın ), Denizli,   Kayseri .

İpekli dokuma : İstanbul , Bursa , Gemlik

Yünlü dokuma : İstanbul , Bursa , İzmir , ve Hereke ( Kocaeli )

Deri ve Kösele : İstanbul , İzmir .

Halı ve kilim dokumacılığı : Isparta, Burdur, Uşak, Demirci – Gördes – Kula ( Manisa ) , Kayseri ve Sivas gibi illerde bulunmaktadır.

Battaniye dokuma : Siirt

 4. KİMYA SANAYİSİ:

     Diğer endüstri kollarına göre daha geç gelişme göstermiştir ve daha geri durumdadır. Kurulumu için büyük bir sermaye birikimine ve kalifiye elemana ihtiyaç duyulmaktadır.

      

Petrol rafinerisi : Batman ( Batman Petrol rafinerisi ), İzmir ( Aliağa Petrol rafinerisi ), Mersin ( Ataş petrol rafinerisi ), Kırıkkale ( Orta Anadolu petrol rafinerisi ), İzmit ( Tüpraş petrol rafinerisi ).

Gübre sanayisi : Mersin , Hatay , İzmir , Bandırma ve Konya’da gelişme  göstermiştir.

İlaç sanayisi : İstanbul ve çevresinde .

Boya sanayisi : İzmir , Mersin ve İstanbul,’da

 5. MADEN SANAYİSİ :

     Yer altından çıkarılan madenlerin fabrikalara işlenerek kullanıma hazır hale getirilmesine maden işleme sanayii( metaluji ) denilmektedir. Ülkemizde maden çeşitliliği fazladır. Ancak rezerv miktarlarının az olmasından dolayı maden sanayii pek fazla gelişme göstermemiştir.

Demir-çelik fabrikaları : Kırıkkale , Karabük, Ereğli , İskenderun

Bakır işleme : Ergani ( Artvin ), Samsun ve Maden( Elazığ )

Alüminyum tesisleri : Seydişehir ( Konya )

Boraks : Bandırma

Ferro krom : Antalya ve Elazığ 

Kurşun ve Çinko : Keban ( Elazığ )

 6. MAKİNE SANAYİSİ :

     Kara,demir,deniz ve hava yolları ulaşım araçlarının yapımı ile elektrikli aletlerin imalatı ve savunma sanayiine ait araçlar makine sanayisinin temelini oluşturmaktadır.

Otomotiv sanayii : Bursa, İzmir, Sakarya , Kocaeli

Demiryolu araçları : Sakarya , Eskişehir ve Sivas

Gemi yapımı ( Tershane ) : Marmara bölgesi ilk sırada gelmektedir. İstanbul ( Pendik- Tuzla – Hasköy ....... ) , İzmir ( Alaybey ). Ayrıca Bodrum , Marmaris ve Karadeniz kıyılarımızda kotra ve yat gibi küçük deniz araçları da yağılmaktadır.

Uçak sanayii : Ankara Akıncı’da ve Eskişehir

Elektrikli makine imalatı : Özellikle beyaz eşya fabrikaları ülkemizde fazla gelişme göstermiştir. Yurt içi ihtiyacını karşıladığı gibi yurt dışına da büyük bir oranda ihraç edilmektedir. İstanbul , İzmir ve Manisa’da gelişme göstermiştir.

Savunma sanayii : Kırıkkale , ve Ankara

 

TÜRKİYE'DE TURİZM

TURİZM ve TÜRKİYE'DE TURİZM

                      

Turizm : insanların sürekli yaşadıkları yer dışında başka bir yere 24 saatten az olmamak veya en az bir gece konaklamak  koşuluyla sürekli yerleşmemek üzere,ticari bir amaç gütmeden zevk,eğlence dinlenme , iş , merak, din,spor, ve akraba ziyareti, kongre ve seminerlere katılma gibi nedenlerle bireysel veya toplu olarak yaptıkları seyahatlerden doğan faaliyetlerin bütünüdür.

     Yukarıdaki tanımdan da anlaşılacağı üzere turizm çok yönlü bir faaliyettir. Turizm sosyal bir olaydır , kültürel bir olaydır , tüketim olayıdır , üretim faaliyetlerini olumlu yönde etkiler , başlı başına bir endüstri koludur.

 Turizmin Ülke Ekonomisi Açısından Önemi

a) Ülkeye döviz girdisi sağlar

b) Turizme yapılan yatırımlar ülke ekonomisine canlandırır

c) Ülkede işsizliğin azalmasına neden olur

d) Ülke vatandaşlarının gelir seviyesinin artmasına neden olur

        

Turizm ekonomi dışında , farklı yerlerde yaşayan insanlar arasında yakınlaşma olmasına neden olur. kültürler artası iletişim artar, ülkeler arası barışa katkı sağlar

       İnsanları Turizme Yönlendiren Etkenler

A) İç Faktörler :  İş - Merak - Din - Kültür - Eğitim Öğretim - Milli Kültür - Dinlenme ve Eğlence - Spor - Tedavi - Snobizm - Dost ve Akraba Ziyaretleri  - Toplantılara Katılma

B) Dış Faktörler : Tanıtma - Reklam - Propaganda - Yeni Turistik Bölgeler

           BAŞLICA TURİZM TİPLERİ

1. Dinlenme Turizmi : Eğlence ve boş zamanların değerlendirilmesinde dayanan bir turizm tipidir. Antalya , Bodrum gibi yerlere yapılan turistik geziler.

2. Spor Turizmi : Spora ilgi duyan kişilerin spor karşılaşmalarına izlemek için bir yerden başka bir yere gitmeleri . Tuttuğu takımın maçları , Dünya şampiyonası...... vb

3. Kültürel Turizm : Ülkelerin doğal ve kültürel değerlerini görmek folklorunu tanımak ve kültürel etkinliklere katılmak amacıyla yapılan geziler.Efes Festivali , Film festivalleri ..vb

4. Dini Turizm : Dini açıdan kutsal sayılan mekanları gezip görmek amacıyla yapılan gezilerdir. Mekke , Medine , Konya , Efes , Kudüs...... vb

5. İş Turizmi : İş adamlarının yapmış olduğu geziler. Fuar, panayır gibi yerlere yapılan geziler .

6. Politik  Turizm : Devlet adamlarının  ve çeşitli politikacıların yapmış olduğu gezilerdir.

7. Kongre Turizmi : Uluslararası nitelikte yapılan kongre,seminer, konferans gibi faaliyettir.

8. Aile Turizmi : Dost ve akrabaları ziyaret etmek amacıyla yapılan gezilerdir. Özellikle dini  bayramlarda  aile turizminde artış görülür.

9. Sağlık Turizmi : İnsanların sağlığına kavuşabilmek , tedavi olmak , ve doğanın şifa verici özelliklerinden faydalanmak amacıyla yaptıkları gezilerdir.

        TÜRKİYE'DE TURİZM

     ülkemizde turizm potansiyeli açısından oldukça önemli bir ülkedir. Turizmi cazip hale getiren belli başlı etkenler şunlardır ;

1. İklim : Ülkemiz orta kuşağın batı taraflarında görülen Akdeniz iklim kuşağı içerisinde yer almaktadır. Özellikle Akdeniz kıyılarında sıcaklık erken artmakta ve yaz mevsimi diğer bölgelere göre aha uzun sürmektedir. Bu durum denize girilme süresi açısından önemli bir özelliktir.Ayrıca iç bölgelerimizde  yer şekillerinin kısa mesafelerde değişiklik göstermesi iklim tiplerinin farklılaşmasına neden olmaktadır. Ülkemizde aynı zaman dilimi içerisinde hem denize girilebilmekte hem de kayak yapılabilmektedir.

2. Kıyılarımız : Ülkemiz üç tarafı denizlerle çevrili olan bir ülkedir. Ege ve Akdeniz kıyılarında girinti ve çıkıntının fazla olması, şelf alanının geniş olmasından dolayı geniş plajlar yer almaktadır. Bu geniş plajlar ve olumlu iklim  koşulları deniz turizmini olumlu yönde etkilemektedir.

   

NÜFUS VE YERLEŞME(Coğrafya)

 NÜFUS  

Tanımı : sınırları belli bir alanda yaşayan insan sayısına nüfus denilmektedir.Ülkelerin nüfus sayıları nüfus sayımları yolu ile bulunmaktadır. Bu sayımının yapılma yöntemi ülkelere göre değişmektedir. Cumhuriyetin ilk yıllarından beri belli bir günde sokağa çıkma yasağı uygulanarak ülkemizde nüfus sayımı yapılmaktadır.

Nüfus sayımı yapılmasının nedenleri :

a)      Ülkenin toplam nüfus sayısını öğrenmek

b)      Kişi başına düşen milli geliri tespit etmek

c)      Çalışan nüfusun iş kollarına göre dağılımını tespit etmek

d)      Ülkedeki kadı-erkek nüfus dağılımını tespit etmek

e)      Potansiyel asker sayısını tespit etmek

f)        Nüfusun ülke içindeki dağılımını tespit etmek

g)      Nüfusun yaş guruplarına göre dağılımını tespit etmek

h)      Nüfusun eğitim durumunu tespit etmek

i)        Ekonomik yatırımları için veri tespit etmek

Türkiye’de bölgelerin nüfusu sayısına göre sıralaması

      1) Marmara bölgesi

      2) İç Anadolu bölgesi

      3) Ege Bölgesi

      4) Akdeniz Bölgesi

      5) Karadeniz Bölgesi

      6) Güneydoğu Anadolu Bölgesi

      7) Doğu Anadolu Bölgesi

NÜFUS ARTIŞI

     Nüfus sayısının bir yıl içinde göstermiş olduğu farka yıllık nüfus artışı denir.Nüfus artışı Yüzde ( 5 ) veya binde (%o) olarak ifade edilir.  Yıllık nüfus artışı iki bölüme ayrılmaktadır :

1) Doğal Nüfus artışı : Bir yıl içerisinde doğan nüfus ile ölen nüfus arasında oluşan farka doğal nüfus artışı denilmektedir. Doğal nüfusu artışının ülkemizde en yüksek olduğu bölgeler Doğu Anadolu bölgesi ve Güneydoğu Anadolu bölgeleridir.

2004 Yılı Canlı Doğum Yapan Kadınların Yaş gruplarına göre dağılımı

Annenin Yaş

Grupları

Canlı Doğum

Adedi

- 15

48

15 – 19

65.855

20 – 24

327.447

25 – 29

321.388

30 – 34

211.062

35 – 39

87.861

40 – 44

27.481

45 – 49

5.036

50 +

1.575

GENEL TOPLAM

1.047.753

Kaynak: Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Genel Müdürlüğü

2) Yıllık nüfus artışı : Nüfusun yıl içinde göçlerle birlikte göstermiş olduğu farka yıllık nüfus artışı denilmektedir. Türkiye’de yıllık nüfusu artış oranının en yüksek olduğu bölge Marmara bölgesidir. Kıtalara göre nüfus artış oranı şu şekildedir ;

a)      Afrika Kıtası :                         %o 29

b)      Asya Kıtası :                          %o 20

c)      Amerika Kıtası :                     %o 19

d)      Avrupa Kıtası :                       %o 4

e)      Avustralya Kıtası :                  %o 15

f)        Dünya ortalaması :                %o17

     Nüfus artış oranı yukarıdaki sıralamadan da anlaşılacağı üzere kıtalara ülkeler hatta ülke içinde kırsal ve kentsel alanlara göre değişmektedir.Sanayi bakımından gelişmemiş ülkelerde doğal nüfus atış oranı yüksektir. Ancak artan nüfusa göre iş olanakları az olduğu için göç fazladır. Sanayi bakımından  gelişmiş ülkelerde ise doğal nüfus artış oranı az ; ancak ülkeye çalışmak amacıyla gelen nüfus sayısı fazladır.

     Ülkemizde nüfus artış hızı fazladır.Ölüm oranı yüksek olmasına rağmen doğum oranının fazla olması nüfusun artmasında önemli bir etkendir. Ayrıca son yıllarda ülkemizde tıp alanında görülen gelişmelere bağlı olarak ölüm oranlarında bir azalma görülmektedir. Türkiye’de doğu bölgelerde ve kırsal alanlarda doğum oranı fazladır.

Ülkemizde doğum oranının fazla olmasında etkili olan belli başlı etkenler şunlardır ;

a)      Doğum kontrol yöntemlerinin gelişmemesi

b)      Aile planlamamasının uygulanmaması

c)      Çok çocuklu ailelerin makbul görmesi

d)      Ailelerde erken çocuk isteğinin fazla olması

e)      Kırsal alanlarda dini etkilerin fazla olması

Hızlı nüfus artışının yarattığı sorunlar şunlardır :

a)      Tüketici durumda olan çocuk yaştaki nüfus sayısı artar

b)      Ülkede kişi başına düşen milli gelir azalır

c)      Ülkede ekonomik kalkınma hızı azalır

d)      Kırsal kesimden kentlere doğru olan göç artar

e)      İnsanların temel gereksinimleri karşılanamaz

f)        Kentlerde işsizlik sorunlar artar

g)      Sağlıksız yapılaşma görülür (gecekondulaşma )

h)      Tarım alanları miras yolu ile küçülmeye başlar

i)        Çevre sorunlar artar

j)        Toprak erozyonu hızlanır

k)      Çevre sorunları artar

l)        Doğal kaynaklar hızla azalmaya başlar

Nüfus artışının olumlu sonuçlar ;

a)      Ülke savunması için potansiyel asker sayısı artar

b)      Yapılacak ekonomik yatırımlar için genç nüfus sayısı fazladır

c)      İşgücü sayısı fazladır.

GÖÇLER

Tanımı : Nüfusun daimi yada geçici olarak yer değiştirmesine göç adı verilir. Göçlerin belli başlı nedenleri şunlardır.

1)  Doğal yıkımlarla oluşan göçler : deprem , kuraklık, heyelan ve çığ gibi doğal afetlerle oluşan göçlerdir. Örneğin 17 Ağustos 1999 depreminden sonra Sakarya , Yalova ve Kocaeli gibi illerden diğer illere doğru olan göçlerdir.

2) Sosyal ve siyasi nedenlerle oluşan göçlerdir :  Savaşlar , işgaller , ihtilaller ve dini nedenlerle oluşan göçlerdir. Örneğin islamiyetin ilk yıllarında müslümanların Mekke’den Medine’ye doğru göç etmek zorunda olmaları .

3)  Ekonomik nedenlerle oluşan göçler : ekonomik gelişmenin az olduğu bölgelerden , iş olanaklarının fazla olduğu bölgelere  doğru olan göçlerdir. Günümüzde göçlerin en önemli nedenidir. Türkiye’de Marmara ve Ege Bölgesine doğru doğu bölgelerinden yapılan göçlerdir.

Göç çeşitleri

1)  İş gücü göçü : Çalışmak amacıyla başka yerlere doğru yapılan göçlerdir.

2)  Mevsimlik göç : tarımda,turizmde veya hayvancılıkta çalışmak amacıyla yapılan     

      göçlerdir.

3)  Beyin göçü : Bir ülkedeki eğitimli insanların başka ülkelere gitmeleri

Göçler yapıldığı yere göre gruplandırılması

1. İç göç :

     Bir ülkenin sınırları içerisinde yapılan göçlerdir. Bu tür değişmelerde ülke nüfusuunda bir değişiklik söz konusu değildir. İç göçe bağlı olarak sadece göç alan yerlerin nüfusunda artma , göç veren yerlerin nüfusunda bir azalma görülmektedir.  İç göçe neden olan belli başlı etkenler şunlardır ;

a)      Kırsal kesimlerde doğum oranının fazla olması

b)      Kırsal kesimlerde işsizli oranının fazla olması

c)      Tarımda makineleşmenin artması

d)      Miras yolu ile tarım topraklarının küçük parçalara ayrılması

e)      Kan davası, zorla evlendirme gibi sosyal nedenlerin varlığı

2. Dış göç :

     Bir ülkeden başka bir ülkeye doğru yapılan göçlerdir. Dış göçler çeşitli gruplara ayrılmaktadır .

a)      Zorunlu göçler : savaş ihtilal gibi nedenlerle olan göçlerdir.

b)      Mübadele : bir anlaşma esaslarına dayanarak yapılan nüfus değişimidir.

c)      İşgücü göçleri : bir ülkeden başka bir ülkeye çalışmak amacıyla yapılan göçlerdir.

d)      Beyin göçü :  bilim adamlarının kendi ülkelerinden başka ülkelere  çalışmak amacıyla yaptıkları göçlerdir.

NÜFUSUN DAĞILIŞI :

     Dünyanın her yerinde nüfus dağlımı aynı değildir. Bu dağılımda etkili olan belli başlı etkenler şunlardır : iklim , bitki örtüsü, yerşekilleri, tarımsal koşullar , endüstri, madenler, ulaşım koşullar ve  ticaret gibi doğal ve beşeri koşulların etkisi vardır .

     Nüfusun dağılışında yerşekilleri ve iklim koşullarının belirleyici olduğu ülkeler sanayi bakımından geri kalmış ülkelerdir. Gelişmiş ülkelerde ise nüfus ülke içinde daha dengeli bir şekilde dağılmaktadır.

     Dünyada sık nüfuslanmış yerler :

      Dünya nüfusunun büyük bir bölümü uygun yaşama koşullarının bulunduğu ılıman iklim kuşağında toplanmıştır.

Muson asyası : Asya kıtasının güney ve güneydoğusundaki ülkeleri kapsayan bu bölgede bol yağışlı iklim nedeniyle pirinç ve çay tarımı önem taşır. Dünyanın kalabalık ülkeleri olan Çin Halk Cumhuriyeti ve Hindistan bu bölgede bulunmaktadır.

Avrupa : Madencilik , endüstri ve ticaretin çok geliştiği Avrupa kıtasının tamamına yakın bir bölümü sık nüfuslanmıştır.

Japonya ve Kuzey Amerika’nın doğu kıyıları : Sanayileşmenin ve kısmen madenciliğin etkisi ile nüfuslanmıştır.

Akarsu havzaları :  Tarım koşullarının elverişli olduğu Ganj, İndus,Fırat ve Nil gibi akarsu havzaları sık nüfuslanmıştır.

Seyrek nüfuslanmış alanlar :

     İklim koşullarının olumsuzluğuna bağlı olarak nüfusun az olduğu tenha yerlerdir.

Soğuk bölgeler : Kuzey kutup dairesi içinde bulunan Grönland , Alaska , Kanada’nın Kuzeyi , İskandanav Yarımadası ve Sibirya’nın kuzey bölgeleri düşük sıcaklık nedeni ile seyrek nüfuslanmıştır.

Sıcak ve nemli Ekvatoral bölge : Tropikal kuşakta  Amazon , Kongo havzaları gibi alçak yerler yüksek sıcaklık, aşırı nemlilik sık ormanlar ve geniş alanları kaplayan bataklıklar nedeni ile az nüfuslanmıştır. Bu bölgede nüfus iklim koşullarının elverişli olduğu yüksek kesimlerde toplanmıştır.

Nüfuslanmamış yerler:

     İklim ve zemin koşulları nedeni ile insanların yerleşmesine uygun olmayan yerlerdir.

Kutup bölgeleri :Güney kutup bölgesinde bulunan Antartika kıtası 14 milyon km2 genişliktedir. Kalın buzlarla kaplı olduğu için  nüfuslanmamıştır.

Bataklıklar : Bataklık, yağış miktarının fazlalığı nedeni ile toprağın çok ıslak olduğu yer yer suların yüzeyde biriktiği yerlerdir. Yerleşmeyi ve ekonomik faaliyetleri sınırlandırdıkları için az nüfuslanmıştır.

Çöller : Dönenceler çevresindeki  Meksika, Büyük sahra , Arabistan , Kalahari, Avustralya çölleri ile Asya’nın iç kesimlerindeki İran i Kızılkum,Karakum, Taklamakan , ve Gobi çölleri insanların yaşamasına ve  yerleşmesine  uygun değildir. Bu yerlerde ancak vaha adı verilen sulak yerlerde azda olsa bir nüfus artışı görülmektedir.

NÜFUS YOĞUNLUĞU

      Belli  bir alanda yaşayan nüfusun o alana oranıdır. Ülkenin genişliği ve toplam nüfusu hakkında bilgi verir. Nüfus yoğunluğu üç şekilde ifade edilmektedir ;

1. Aritmetik Nüfus Yoğunluğu :

     Bir ülkenin veya bölgenin toplam nüfusunun yüzölçümüne bölünmesiyle elde edilen nüfus yoğunluğudur.

Aritmetik nüfus yoğunluğu : toplam nüfus / yüzölçümü

     Aritmetik nüfus yoğunluğu ülkenin gelişmişlik durumu , nüfuslanma özelliğini ifade etme. Sadece ülkenin yüzölçümü  hakkında bilgi verir. Bölgelerin alanlarına göre aritmetik nüfus yoğunluğu değişir. Türkiye’de nüfus yoğunluğunun en fazla olduğu bölge Marmara en az olduğu bölge ise Doğu Anadolu Bölgesidir .

2. Tarımsal Nüfus Yoğunluğu :

     Bir ülkede tarımla geçinen nüfusun toplam tarım alanlarına bölünmesiyle elde edilen nüfus yoğunludur.

Tarımsal nüfus yoğunluğu : çiftçi sayısı / tarım alanları    şeklinde bir formülle hesaplanır.

Dağlık ve engebelik alanlarda tarım alanları azalacağı için tarımsal nüfus yoğunluğu artar.

3. Fizyolojik Nüfus Yoğunluğu :

     Bir ülkede toplam nüfusun tarım alanlarının yüzölçümüne bölünmesiyle elde edilen nüfus yoğunludur.

Fizyolojik nüfus yoğunluğu : toplam nüfus / tarım alanları

TÜRKİYE NÜFUSUNUN ÖZELLİKLERİ

     Bir ülkede fazla olmasından ziyade nüfusun genel nitelikleri açısından kaliteli olması daha büyük önem taşımaktadır. Ülkelerin nüfus yapısının özellikleri gelişmişlik düzeylerine göre değişmektedir.

   

COĞRAFYANIN TANITIMI VE KONUSU

COĞRAFYANIN TANIMI VE KONUSU

 Coğrafya, geo(Yer ) ile graphein ( tasvir etmek ) sözcüklerinin birleşmesinden meydana gelmektedir. Coğrafyanın konusu yeryüzüdür. Coğrafyanın konusu içerisine yaşam içerisinde var olan bir çok şey girmektedir. Örneğin çevreyi oluşturan taşküre(litosfer),suküre(hidrosfer),havaküre(atmosfer) ve canlılar küresi ( biyosfer ) coğrafyanın araştırması kapsamına girmektedir. 

Coğrafya insanın yaşadığı doğal çevre ile ilişkilerini konu edinen bir bilimdir.Coğrafyanın tanımı yapılırken en çok yapılan hatalardan biri de coğrafyayı sadece bir dağın yüksekliğini bilmek yada bir akarsuyun kaç km olduğunu bilmek sanmaktır. Biraz önce yapılan açıklamadan da anlaşılacağına göre doğal ortam ve bu doğal ortamın etkileri önemlidir. Bir coğrafyacı dağların yüksekliğini tam olarak bilmeyebilir ama o dağın tarım,ulaşım,turizm ve nüfuslanma üzerindeki etkilerini çok bilir.

Coğrafya Biliminin İlkeleri : Her bilim dalının olduğu gibi coğrafyanın da kendine özgü metot ve ilkeleri bulunmaktadır. Coğrafya bir olayı incelerken şu ilkelerden yararlanmaktadır. Bu ilkeler şunlardır ;teor

     1.  Nedensellik İlkesi : Coğrafi  olayların araştırılması sırasında olayların nedenleri sorulmakta ve bunlara yanıtlar aranmaktadır. Örneğin Yağmur nasıl yağmaktadır ? , Deprem  neden olan faktörler nelerdir ?

     2.  Dağılış İlkesi : Coğrafi olayların yeryüzündeki dağılımı incelenmektedir. Coğrafyacı bir olayın sadece nedenini araştırmakla kalmaz bu olayın yeryüzü genelinde dağılımını da incelemektedir. Yukarıda sorulan soruları coğrafyacı şöyle devam eder ; Yağmurun ülkemizdeki coğrafi dağılımı nasıldır ? Türkiye'de depremler hangi sahalarda daha fazladır ? :Dağılış ilkesi sadece coğrafya ya has bir özelliktir.

     3.  Karşılıklı İlgi İlkesi: Coğrafi olayların birbirleri ile olan bağlantıları da incelenmektedir. Örneğin Yağışın basınçla , sıcaklığın Güneş ışınlarının düşme açısı ile olan ilişkisi ya da Dağlık  ve engebelik alanların nüfus ve yerleşme üzerindeki etkileri de incelenmektedir.

     Coğrafya Biliminin Yararlandığı Diğer Bilim Dalları :

     1. Astronomi : Uzay bilimi

     2. Jeoloji : Yer Bilimi

     3. Jeofizik : Dünyanın iç yapısının inceleyen bilim dalı

     4. Hidroloji : Sular bilimi

     5. Meteoroloji: Atmosfer olaylarını inceleyen bilim dalı

     6. Kartografya :Harita bilimi

     7. Zooloji : Hayvan bilimi

     8. Botanik : Bitki bilimi

     9. Antropoloji : İnsan bilimi

     10. Etnoloji : İnsan ırklarını inceleyen bilim dalı

     11. Sosyoloji : Toplum inceleyen bilim dalı

     12. Demografi :